İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLARINI SINIFLANDIRMAK

İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLARINI SINIFLANDIRMAK

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, özünde tecrübeye dayalı olması planlanarak iş güvenliği uzmanlarının A, B ve C olarak sınıflandırmaları gündeme gelmişti.

Dönemin şartları göz önüne alındığında, akla yatkın gibi görünen bu uygulama, günümüze kadar giderek daha karmaşık ve içinden çıkılamaz bir hal almaya başladı.

Tabi bu karmaşanın belli başlı nedenleri var. Şöyle ki;

  • Devletin kendi çıkardığı yasaya uymaktan sürekli imtina etmesi
  • Yasanın tam anlamıyla uygulanmasını geciktirecek kararları sürekli uzatması
  • Sınıflandırmayı yaparken, iş tecrübesini değil, sadece SGK prim gün sayısını baz alması
  • Uzman sayılarındaki yetersizlikten dolayı teknik bölüm mezunlarına (giderek genişleyen bir skala ile) uzmanlık yetkisinin verilmesi
  • İSG kültürü olmayan bir ülkede, işverenlerin büyük çoğunluğunun iş güvenliği uzmanı istihdam etmenin veya OSGB'lerden hizmet satın almanın sadece ek bir maliyet olduğuna inanmaları
  • Çıkartılan kanunun, ülke şartlarına uyarlanmadan, tabiri uygunsa "kopyala-yapıştır" sistemiyle iş hayatına entegre edilmeye çalışılması

Doğal olarak, Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde karga-tulumba çıkartılan kanun ve ilgili yönetmelikler daha sonra binlerce kere rötuşlanmak zorunda kaldı ve kalacak.

Sınıflandırmanın Amacı Tecrübeli Uzman Sayısının Arttırılması

Bu şartlar altında, tüm uzman adaylarının kısa bir eğitim ve sınavla İş Güvenliği Uzmanı olarak yetkilendirilmesi, kanundaki işyeri tehlike sınıfı kavramı ile çelişti.

Çünkü mevzuatımız işyerlerini 3 farklı tehlike sınıfında topluyor:

1- Az Tehlikeli İşler

2- Tehlikeli İşler

3- Çok Tehlikeli İşler

NACE kodu ile belirlenen işyeri tehlike sınıfına uygun olarak atanması gereken iş güvenliği uzmanlarının sayılarında (özellikle A ve B sınıfı) önemli bir eksiklik mevcuttu.

Eğitimi alan ve sınavda başarılı olan teknik eğitim almış kişiler bu süreç sonunda C sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak atanabiliyorlardı ve bu durum A ve B sınıfı iş güvenliği uzmanlarının eksikliğini gidermek bir yana, çok sayıda sadece az tehlikeli işyerlerine atanabilen C sınıfı uzman sayılarında bir enflasyona yol açıyordu.

A ve B sınıfı iş güvenliği uzmanlarının sayılarını arttırmak üzere o dönem "sertifika yükseltme sınavı" olarak anılan sınavlarla, c sınıfından B ve A sınıfına yükselmeye olanak sağlayan sınav kararı alındı. Buna göre; C sınıfı iş güvenliği sınavında başarılı olmuş, mevcut 1500 SGK prim günü olan adaylar B sınıfına, 3000 SGK prim günü olanlar ise A sınıfına yükseltme sınavlarına katıldılar. İki sınav hakkında birinde başarılı olanlar için prim gün sayılarına göre A veya B sınıfı iş güvenliği uzmanlık sertifikaları tanımlandı.

Düşünce mantıklı olsa da; uygulama aslında sınıfta kaldı. Çünkü üst sertifika sınıflandırmalarına giden bu sınavlara ön ayak olan SGK prim gün sayıları az mı çok mu tartışması bir yana bırakıldığında içerik olarak oldukça boştu. Zira; C sınıfı iş güvenliği uzmanı olan bir kişi 1500 prim gününü çok farklı bir faaliyet yaparak da tamamlamış olsa da, yükseltme sınavına giriş hakkı kazanmış oluyordu. Mühendislik Fakültesi mezunu olan bir kişinin, çalışma hayatı boyunca ne olarak görev yaptığına bakılmadan, sadece prim gün sayısı tutuyor diye B veya A sınıfına yükselmesi akla çok da yatkın gelmiyor.

iş güvenliği uzmanlarının sınıflandırılması-

A-B-C Sertifika Sınıflandırması Ne Kadar Doğru?

Belki de dünyada bir benzeri olmayan bir sistemle iş güvenliği uzmanlık sertifikalarını sınıflandırmak, bir süre sonra açılan yüksek okullardan ve açık öğretim sistemlerinden mezun olarak göreve hazır olduğunu düşünen binlerce iş güvenliği teknikerini ve uzmanını doğal bir isyana sürükledi.

Çünkü; ilgili bölümü okuyup eğitimini tamamlayan, yapılan sınavlarda başarılı olarak C sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak yetkilendirilen binlerce tekniker ve uzman, kendileri ile aynı kanun ve yönetmeliklerden sorumlu, aynı işi yapan ve farklı mesleklerden gelen binlerce A ve B sınıfı uzman ile rekabet etmeye başladılar. Asıl hak sahiplerinin kendileri olduğunu düşünen bu grup giderek büyüyor ve dolayısı ile isyan da artarak devam ediyor.

A-B-C uzmanlık sertifika sınıflandırması iş sağlığı ve güvenliği bizden daha gelişmiş durumdaki ülkelerde uygulanmıyor. Bunun yerine mesleki görevlendirme veya iş güvenliği konularında branşlaşma söz konusu. Yani Avrupalı bir iş güvenliği uzmanı, üzerine eğitim alarak yük kaldırma, kapalı alan, kazı işleri konularında bizim hekimlerimizin uzmanlık eğitimlerine benzer bir şekilde sınıflandırılıyorlar.

Üst Tehlike Sınıfına Atanabilme Yetkisi

Kanun yürürlüğe girdikten sonra, A, B ve C sınıfı uzmanların sayılarında hızlı bir artış sağlandı. amaçlana bir şekilde oldu ve yeterli sayılabilecek A ve B sınıfı iş güvenliği uzmanı rakamlarına ulaşıldı.

Ama bu defa iş güvenliği hizmetlerinin maliyetleri ön plana çıktı. Belli dönemlerde devlet desteği sağlansa da, iş verenler, işyerlerine gelip eksiklik ve uygunsuzlukları söyleyen iş güvenliği uzmanlarını asla kabullenemediler.

Zorunluluktan dolayı işin kolay ve nispeten ucuz tarafını seçip OSGB (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi)'lerden iş güvenliği ve işçi sağlığı hizmetlerini almaya başladılar. Bu süreçten günümüze, devletin de katkısıyla iş güvenliği hizmetleri giderek ucuzluyor ve kalite düşüyor.

Her ne kadar hem A, hem B, hem de C sınıfı yeterli sayıda uzman mevcutsa da, devlet yaptığı uzatmalarla, bir uzmanın kendi sertifika sınıfının üzerindeki sınıfa atanmasının önünü açmaya devam ediyor. Bu uygulama da en çok OSGB adı verilen kuruluşların işine yarıyor. Çünkü çok tehlikeli bir sınıfta yer alan bir iş yerine A sınıfı uzman şartı olmasına rağmen B sınıfı uzman atayabilmek bu ticarethanelerin maliyetlerini azaltıyor. Keza aynı şekilde Tehlikeli sınıfta yer alan bir işletmeye de, tecrübe ve bilgi birikimine bakılmadan en düşük maliyetle C sınıfı uzman atanabiliyor.

Sınıflandırma yaparken, tecrübe ve birikimi baz almaya çalışan devletin de bu teorisi, yine kendi elleriyle yok olmuş oluyor.

iş güvenliği uzmanlarının sınıflandırılması-

Uzmanların Gözünden "Sınıflandırma"

Teknik eğitim veya İSG bölümü mezunu her uzman için, bir diğer uzmanın "bertaraf edilmesi gereken bir rakip" olarak görüldüğü günümüz sektöründe, her iş güvenliği uzmanından duymaya alıştığımız "hiçbir şey bilmeyen A", ben ondan çok daha iyiyim", "B olmuş ama iş bilgisi yok", "sadece atamak için B sınıfı almışlar, asıl yetkili benim" cümleleri azalmayıp, aksine çoğalmaya devam edecek.

Bu yazının amacı alaylı-mektepli ayrımı hakkında bir tartışma yaratmak değil, aynı kanun ve yönetmeliklerin kontrolündeki farklı sınıflar arasındaki tartışmalara ışık tutabilmekti. Bu tartışmada aslında haklı/haksız diye bir ayırım yapmak imkansız.

Devletin tutarsızlığı, kanunların bir türlü uygulanamaması, üst sınıfa bakabilme yetkisi zaten ölü doğmuş olan A-B-C iş güvenliği uzmanlık sınıflandırmasını da geçersiz hale getiriyor.

İsg-212x72

Paylaş Facebook Twitter E-Mail Whatsapp