İŞ GÜVENLİĞİ "TİCARETİ"

Başlığı okunduğunda bile kulağa tuhaf geliyor değil mi? Ama mevcut durum İş Güvenliği "Ticareti" faaliyetinden başka bir şey değil.

İş Güvenliği Kültürü Neden İş Güvenliği "Ticareti" İle Sınırlı Kaldı?

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ 'nin 2. Bölüm 5. Maddesinin ilk 4 bendi, İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin tedarikinde işverenin yükümlülüklerini tanımlar; Şöyle ki;

"İKİNCİ BÖLÜM

Hak ve Yükümlülükler

İşverenin yükümlülükleri

MADDE 5 – (1) İşveren, işyerlerinde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi, iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi, işçilerin ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık ve güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla; İSGB oluşturmakla, bu birimde bir veya birden fazla işyeri hekimi ile gereğinde diğer sağlık personelini görevlendirmekle ve sanayiden sayılan işlerin yapıldığı işyerlerinde tehlike sınıfına uygun bir veya birden fazla iş güvenliği uzmanı görevlendirmekle yükümlüdür.

(2) İşveren, birinci fıkrada sayılan yükümlülüklerinin tamamını veya bir kısmını işyerinde, Bakanlıkça belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması halinde, işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerden hizmet alarak da yerine getirebilir.

(3) Sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütmek üzere işyerinden personel görevlendirmek veya işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerden hizmet almak suretiyle bu konudaki yetkilerini devreden işverenin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine ilişkin yükümlülükleri devam eder.

(4) İşveren;

a) İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili görevlendirilen personelin etkin bir şekilde çalışması amacıyla gerekli kolaylığı sağlamak ve bu hususta planlama ve düzenleme yapmakla,

b) İSGB personelinin işbirliği içinde çalışmasını sağlamakla,

c) Sağlık ve güvenlikle ilgili konularda işçilerin görüşlerini alarak katılımlarını sağlamakla,

ç) İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerde görev yapan kişiler ile bunların çalışma saatleri, görev, yetki ve sorumlulukları konusunda işçileri veya temsilcilerini bilgilendirmekle,

d) İşyeri hekimi ile iş güvenliği uzmanlarının görevlerini yerine getirebilmeleri için, Bakanlıkça belirlenen sürelerden az olmamak kaydı ile yeterli çalışma süresini sağlamakla,

e) Başka bir işyerinden kendi işyerine çalışmak üzere gelen işçilerin sağlık bilgilerine İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimlerin ulaşabilmesini sağlamakla,

f) İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı gereği, yükümlü olduğu kayıt ve bildirimleri İSGB veya hizmet aldığı işletme dışında kurulu Bakanlıkça yetkilendirilen birimler ile işbirliği içerisinde yapmakla,

yükümlüdür."

Bu durumda, işverenler için 2 seçenek oluşuyor;

1- Kendi İSG Birimini oluşturmak; yani kendi bünyesinde iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi (ve gerekiyorsa Diğer Sağlık Personeli) istihdam etmek

2- Bu hizmetlerin bir kısımını veya tamamını Ortak Sağlık Güvenlik Birimi olarak adlandırılan kuruluşlardan sağlamak.

İşte "İş Güvenliği Ticareti" bu 2. madde ile gündeme geliyor.

Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (O.S.G.B.) Nedir?

Tüm O.S.G.B.'ler, ticaret kanununa bağlı olarak kurulan ticari faaliyet gösteren, yani kar amacı güden sermaye şirketleridir. Ana prensip olarak, bünyelerinde iş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimleri ve diğer sağlık personellerini istihdam eden, bunları hizmet verdikleri işletmelere bakanlık nezdinde (İSG-KATİP) atayıp, yine 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmelikler doğrultusunda düzenli olarak gözetim ve denetim yapmaya yollayan ve sonuç olarak, işletmelere verdikleri bu hizmet karşılığı ilgili firmaya fatura kesen ve gelir sağlayan ticari kuruluşlardır.

Ticari faaliyet yapmak ve bunun sonucunda kar etmek, para kazanmak gibi kavramlarla bir kavga söz konusu olamaz. Doğal ve yasal bir süreçtir. Ancak; OSGB'lerin sayısının hızla artması, hizmet alacak işletmelere (OSGB için "müşteriler") verilecek hizmet karşılığı kesilecek faturaların büyüklüğü, bu sektördeki yoğun rekabetin sonucu olarak hızla geriledi. İşletmelere sunulan fiyat teklifleri rekabete bağlı olarak gittikçe küçüldü, hatta komik rakamlara ulaştı.

İşin diğer yönü ise; OSGB'lerde istihdam edilen iş güvenliği personellerinin durumu. Hızlı rekabet, hizmetin karşılığı olmayan fatura tutarları, bir anda onbinlerce ortaya çıkan ve iş bulmakta zorlanan İş Güvenliği Uzmanlarından oluşan bir ordu, bu profesyonelleri asgari ücret (hatta bazen asgari ücretin de altında) rakamlara çalışmaya mahkum etti.

iş-güvenliği-ticareti-1

İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi (İ.S.G.B.) Nedir?

İşletmenin kendi bünyesinde iş güvenliği profesyonellerini istihdam ederek oluşturduğu birimdir. Kısacası iş yeri, yeterli sayıda iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve -gerekiyorsa- diğer sağlık personelini istihdam eder ve İş Sağlığı ve Güvenliği hizmetlerinin bu şekilde devamını sağlar.

Pek çok örnekte, işletmenin kendi uzmanını bulundurup, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personelini O.S.G.B.'lerden tedarik ettiğini görebiliriz.

Yine son dönemlerde giderek artan ve artmasından memnuniyet duymamız gereken bir diğer kavram da "Bireysel İş Güvenliği Hizmetleri". SGK; kısmi süreli sigortalılık kavramını kabul ettiğinden, İş Güvenliği Uzmanı veya İş Yeri Hekimi, yönetmelikte belirlenen süreler için kısmi (günlük) sigortalı gösterilebilmektedir. Bu sayede, İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi, işletmede yeterli süre için atanıp, kısmi zamanlı sigortalı gösterilerek dışarıdan ama Bireysel İş Güvenliği Hizmeti almak da mümkün ve verimli.

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun Uygulanması

"İş Güvenliği Kültürü" nün 3 ana bileşeni;

  • Devlet
  • İşveren
  • Çalışanlar'dır.

Her birinin görev, yetki ve sorumlulukları kanun ve yönetmeliklerle açıklanmıştır.

2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı kanun, ne yazık ki o tarihten bu yana bir türlü gerçek anlamda uygulamaya geçmedi. Sürekli yapılan ertelemelerle;

  • Kamuda İş Sağlığı ve Güvenliği uygulanması
  • İş Güvenliği Uzmanlarının sertifika sınıflarına göre ilgili tehlike sınıfındaki işyerlerine atanabilmesi sürekli ertelendi, erteleniyor.

6331 sayılı kanunun, sadece Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde çıkarıldığını, bunun haricinde uygulanma şansının (şimdilik) olmadığını, devletin daima (isteyerek veya istemeyerek) işverenin lehine uygulamaları desteklediğini farketmemek mümkün değil. Yani ölü doğmuş bir kanun gündemde. Devletin kendi çıkarttığı kanunu uygulamaktan imtina etmesi sonucunda, işverenin zaten "ekstra mali külfet" olarak gördüğü iş güvenliği hizmetleri giderlerini minimuma indirmek için OSGB'ler arası rekabeti kullanması, bunların doğal bir sonucu olarak da, hep hayali kurulan "İş Güveniliği Kültürü"nün bir türlü temelinin atılamaması son derece normal değil mi?

O.S.G.B.'lerde işsiz kalmamak adına görev almak zorunda kalan, sürekli iş ve maaş kaygısı yaşayan İş Güvenliği Uzmanlarının etkin görev yapabilmesi ne kadar mümkündür?

İş Güvenliğinde "Yetki" ve "Sorumluluk" Kavramları

Bu iki kavramın paralel yürümesi gerekiyor. Yani yetki vermediğiniz birinden sorumluluk beklememelisiniz. Mevcut mevzuatta, İş Güvenliği Uzmanı her konuda sorumlu gösteriliyorsa da, maalesef kendisine tanınan yetkiler çok kısıtlı ve mevcut İş Güvenliği Ticareti ortamında bu yetkilerini kullanmasına bile izin verilmiyor.

Yasal görevi olan "hayati risk taşıyan uygunsuzlukların il çalışma müdürlüklerine yazılı olarak bildirilmesi" maddesi bir yana, Tespit ve Öneri Defterine bile bir uygunsuzluğu yazmaktan korkar hale gelen İş Güvenliği Uzmanı bu korkusunda haklıdır. Çünkü deftere yazılanları beğenmeyen işveren, uzman daha işletmeyi terketmeden O.S.G.B. yönetimini arayıp "uzmanın değiştirilmesini" rica(!) edecektir.

Bu talep, rica (veya emir) O.S.G.B. için asla o kadar ürkütücü değildir. Çünkü her zaman etraflarında aynı maaşa (hatta daha düşüğüne) razı olup çalışacak, bu konuda eğitim almış, sınavlardan geçmiş, sertifika sahibi İş Güvenliği Uzmanı ordusu mevcut.

Kanunun uygulanabilmesi anlamında sürekli ertelenen bir diğer madde de; "İş Güvenliği Uzmanlarının bir üst tehlike sınıfına bakabilmeleri".

Kanunun mevcut haliyle, işyeri tehlike sınıfın ve atanacak uzmanın sertifika sınıfı tablosu şu şekilde;

TEHLİKE SINIFI UZMAN SERTFİKA SINIFI
Çok Tehlikeli İşyerleri A Sınıfı
Tehlikeli İşyerleri A veya B Sınıfı
Az Tehlikeli İşyerleri A-B veya C Sınıfı

Ancak sürekli uzatılan yönetmelik maddeleriyle, B sınıfı uzmanlar çok tehlikeli, C sınıfı uzmanlar ise Tehlikeli işyerlerine atanabiliyorlar. Bu da yine O.S.G.B.'ler için bir kazanç kapısına dönüşüyor. "Neden daha fazla ödeyeyim ki" anlayışı ile, çok tehlikeli sınıf işyerleri için B sınıfı, tehlikeli sınıf işyerleri içinse C sınıfı İş Güvenliği Uzmanları istihdam ediyorlar. "Müşteri Memnuniyeti" ön planda olacak şekilde, işverence dikte edildiği takdirde, hemen uzman değişikliğine gidip müşterlerinin sözleşmeye devamını sağlamaya çalışıyorlar.

Diğer taraftan; meydana gelen her iş kazasının sorumluluğu İş Güvenliği Uzmanına yıkılıyor ve bu insanlar, tutuklu-tututksuz yıllarca yargılanıyor, ceza alıyorlar.

Çok kısa süreli projeler için işe alınıp, iş bitiminde işten çıkartılan, işveren "beğenmedi" diye görevine son verilen hatta ve hatta maaşını istediği için işsiz kalan uzmanların açtığı dava sayıları incelenirse, durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkacaktır.

Sonuç olarak;

İş Güvenliği ve Ticaret kavramları asla bir araya gelemeyecek iki kavramdır. Söz konusu İş Güvenliği "Ticareti" anlayışı çerçevesinde, her yıl binlerce çalışanımızı kaybettiğimiz, engelli halde bıraktığımız düşünülürse İş Güvenliği Hizmetlerinde "Müşteri Memnuniyeti" anlayışının da ne kadar sakıncalı ve engelli olduğunu anlayabiliriz.

ERKAN GÜN

A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI

MADEN MÜHENDİSİ

İsg-100x100